Gönderen: varanhakan | Ağustos 2, 2009

SEYYİD HACI FEYZULLAH EFENDİ


ANADOLU VELÎLERİNİN MEŞHURLARINDAN. İSMİ, MUHAMMED BİN ALİ’DİR. FEYZULLAH LAKABI İLE MEŞHURDUR. ŞİMDİ BULGARİSTAN SINIRLARI İÇİNDE BULUNAN SİLİSTRE’NİN SAZLI KÖYÜNDE 1805 (H.1220) SENESİNDE DOĞDU. 1876 (H.1293)’DE İSTANBUL’DA VEFÂT ETTİ. FÂTİH CÂMİİNDE KALABALIK BİR CEMÂAT TARAFINDAN CENÂZE NAMAZI KILINIP, HALICILAR SEMTİNDEKİ DERGÂHINA DEFNEDİLDİ.

ÇOCUKLUĞUNU VE TAHSİL HAYÂTINI KENDİSİ ŞÖYLE ANLATMIŞTIR:

“ÇOCUKLUK ZAMÂNINDA YAŞIM ÎCÂBI OLARAK; OYUN, EĞLENCE GÜLÜP OYNAMAK VE NEŞELENMEK GİBİ ŞEYLERE ASLÂ RAĞBET ETMEZDİM. MEKTEBE BAŞLAMADAN ÖNCE; (RABBİ YESSİR: RABBİM KOLAYLAŞTIR) İLE (RABBİ ZİDNÎ İLMEN VE FEHMEN: YÂ RABBÎ İLMİMİ VE ANLAYIŞIMI ARTIR) MÜBÂREK SÖZLERİNİ ÇOK SÖYLERDİM. YİNE BİR VÂİZDEN NAMAZI ÖZÜRSÜZ TERK ETMENİN ÇOK BÜYÜK GÜNÂH OLDUĞUNU İŞİTTİKTEN SONRA ONUN TESİRİ İLE NAMAZLARIMI VE ORUÇLARIMI HİÇ TERK ETMEDİM. AYRICA NÂFİLE NAMAZLAR YANINDA GECE TEHECCÜD NAMAZI DA KILARDIM.

BEŞ YAŞINA VARDIĞIMDA BİR GECE ŞU RÜYÂYI GÖRDÜM: “NÛRÂNÎ YÜZLÜ YEDİ ZÂT, BÜYÜK BİR SAHRADA BÜYÜK BİR GÜRZÜ ALIP İLERİYE DOĞRU ATIYOR VE DÜŞTÜĞÜ YERDEN KALDIRIP, SONRA GERİYE DOĞRU ATIYORDU. ATMA SIRASI BANA GELİP, ORADA İDÂRECİ MEVKİİNDE OLAN ZÂT, GÜRZÜ ALIP ATMAMI EMREDİNCE, YAŞIMIN KÜÇÜKLÜĞÜNDEN VE GÜRZÜN AĞIRLIĞINDAN BAHSEDEREK, BUNA GÜCÜMÜN YETMEYECEĞİNİ SÖYLEDİM. BANA BESMELE-İ ŞERÎFEYİ OKUYUP, KALDIRIP ATMAM EMREDİLİNCE, BESMELE İLE ALIP ATTIM. SANKİ GÜRZ, BİR OK GİBİ HAVADA UÇARAK HAYLİ UZAĞA DÜŞTÜ. PEŞİNDEN GİDİP YİNE BESMELE İLE YERDEN ALIP BERİ TARAFA ATTIĞIMDA, ORADAKİ ZÂTLARIN BAŞI ÜZERİNDEN UZAK BİR MESÂFEYE DÜŞTÜ.HAZIR BULUNANLAR, ATIŞIMI BEĞENİP, ARKAMI SIĞADILAR, MÜSÂFEHA EDİP, SARILDILAR. BAŞKANLARI OLAN ZÂT İSE; “BUNDAN SONRA BİZİM YOL ARKADAŞIMIZ, DOSTUMUZ OLDUNUZ. FAKAT GÜNDÜZLERİ ORUÇ TUTUNUZ, GECELERİ İBÂDET EDİNİZ.” BUYURDULAR. BUNA BENZER DAHA NİCE MÂNEVÎ YÜKSEK HALLERE KAVUŞTUM. ZAMAN ZAMAN RESÛLULLAH SALLALLAHÜ ALEYHİ VE SELLEM EFENDİMİZİ GÖRMEKLE ŞEREFLENİRDİM VE BANA; “SEN BENİM EN GAYRETLİ, İZZETLİ EN YAKINLARIMDANSIN.” BUYURURDU.

YEDİ YAŞIMDA VE 1812 (H.1227) TÂRİHİNDE MEKTEBE BAŞLADIM. BİR SENE ZARFINDA KUR’ÂN-I KERÎMİ HATMETTİM VE İKİŞER DEFÂ TECVİD VE İLMİHÂL VE BİRGİVÎ KİTAPLARINI OKUYUP YAZDIM. ON SEKİZ YAŞIMA KADAR SARF, NAHİV, FARSÇA VE FIKH-I ŞERÎFTEN ÇOK KİTAP OKUDUM. BUNDAN SONRA HER HÂLİM ALLAH KORKUSU, DÜŞÜNCEM DÂİMÂ NAMAZ, ORUÇ, İBÂDET VE TÂAT, RESÛLULLAH SALLALLAHÜ ALEYHİ VE SELLEM EFENDİMİZİN SÜNNET-İ SENİYYESİNE UYMAKTI. İÇİMİZDE ALLAHÜ TEÂLÂNIN SEVGİSİ VE HAKÎKAT YOLUNUN SEVDÂSI PARILDAMAKTA OLUP, HER ZAMAN ÂLİMLERİN TASAVVUF EHLİ ZÂTLARIN MECLİSLERİNE VE SOHBETLERİNE DEVÂMLA VAKİTLERİMİ GEÇİRİRDİM.

DOĞUM YERİM, SİLİSTRE EYÂLETİNE BAĞLI HEZÂRGRAD KASABASINA ÜÇ SAAT MESÂFEDE BULUNAN SAZLI KÖYÜDÜR. 1809 (H.1224) TÂRİHİNDE O HAVÂLİYİ RUSYA’NIN İSTİLÂSI, HALKINI ESİRLİK PENÇESİNE DÜŞÜRMÜŞ. BABAM, KULZÂDE DİYE BİLİNEN TANINMIŞ BİR ÂİLEDEN ALİ BİN HASAN’DIR. BABAM BÜTÜN ÂİLE EFRÂDI VE AKRABÂSIYLA VİDİN’E HİCRET EDİP, ORADA ÜÇ SENE KALDI. RUSLARLA SULH YAPILMASINDAN SONRA VİDİN VÂLİSİ MOLLA İDRİS PAŞA İSYÂN ETTİ. VİDİN’DEN AYRILMAYIP YERİNE TÂYİN EDİLEN ALİ PAŞAYI ŞEHRE SOKMADI. ŞEHRİN KALE KAPILARINI KAPATTI. BUNUN ÜZERİNE ALİ PAŞA İLE ARALARINDA ÇARPIŞMA ÇIKTI. ŞEHİR TOPA TUTULDU. BU YÜZDEN UZUN MÜDDET YER ALTINDA SIĞINAKTA YAŞADIK. SONUNDA İDRİS PAŞA DEVLET KUVVETİ KARŞISINDA DAYANAMAYIP BİR GECE FİRAR ETTİ. ŞEHRİN KAPILARI AÇILIP YENİ VÂLİ ŞEHRE GELDİ. ÜÇ AY SONRA ŞEHİRDE BÜYÜK BİR VEBA SALGINI OLDU. SONRA SİLİSTRE’YE DÖNDÜK. İKİ BUÇUK SENE KADAR KALDIKTAN SONRA, 1816 (H.1232) SENESİNDE TEKRAR VİDİN’E GÖÇÜP YERLEŞTİK. BABAM VE İKİ BİRÂDERİMLE KALE NEFERLİĞİNE KAYDOLDUK. GÜNDÜZ MEKTEBE GİDİYORDUM. O SIRADA ASÂKİR-İ MANSÛRE-İ MUHAMMEDİYYE ORDUSUNUN KURULMASI SEBEBİYLE ASKERÎ EĞİTİMLERE KATILDIM.”

FEYZULLAH EFENDİ, ÇEŞİTLİ VAZÎFELER YAPTI. BÜTÜN BU VAZÎFELERİ SIRASINDA KENDİSİNE REHBERLİK EDECEK BİR MÜRŞİD, YOL GÖSTERİCİ DE ARADI. BU HUSUSTA ŞUNLARI ANLATMIŞTIR:

“MEVLÂNÂ HÂLİD-İ BAĞDÂDÎ HAZRETLERİNİN HALÎFELERİNDEN MÜFTÎ EL-HÂC HÜSEYİN VÂİZ EFENDİNİN HUZÛRUNA GİDİP TALEBELİĞE KABÛL EDİLMEMİ ARZETTİM. ANCAK SEKİZ AY GEÇMESİNE RAĞMEN TALEBELİĞE KABÛL ETMEDİ. BENİM İSE BU ARZUM GÜNDEN GÜNE ARTIYORDU VE ASLÂ İNCİNMİYORDUM. DEVAMLI HUZÛRUNA GİDER SOHBETLERİNİ DİNLERDİM. NİHÂYET BENİM İÇİN SAÂDET GÜNÜ OLAN BİR GÜN BANA BU İŞ İÇİN İSTİHÂRE YAPMAMI EMRETTİ. BEN DE İSTİHÂRE YAPTIM. İKİ GECE HİÇBİR ŞEY GÖRMEDİM. ÇOK ÜZGÜN VE MAHZÛN BİR HALDE ÜÇÜNCÜ GECE DE İSTİHÂREYE YATTIM. ÜÇÜNCÜ GECE RÜYÂMDA HÜSEYİN VÂİZ HAZRETLERİNİ ZİYÂRETE GİTMEK İÇİN ATIMA BİNDİM. YOLDA ŞİDDETLİ BİR YAĞMURA TUTULUP İYİCE ISLANDIM. BU HAL ÜZERE HUZÛRUNA VARDIM. BİR CEMÂATLE YEMEK YİYORLARDI. BENİ DE SOFRAYA ÇAĞIRDILAR. HÜSEYİN VÂİZ HAZRETLERİ ELİYLE BANA EKMEK VE YEMEK VERİP YEMEMİ EMRETTİ. YEMEK YENİP KALKINCA, BENİM DOYMADIĞIMIN FARKINA VARIP YENİDEN YEMEK GETİRTTİ. ONLARI DA YİYİP BİTİRDİM. YİNE DOYMADIM. ÜÇÜNCÜ DEFÂ YEMEK GETİRİLDİ. BU NEFİS YEMEKLERİ DE BİTİRDİM. İŞTAHIM KESİLMİYORDU. BU SEFER KENDİM YEMEK İSTEDİM. BUNUN ÜZERİNE; “KALK ARTIK BİZDE SİZİ DOYURACAK YEMEK KALMADI. ABDEST AL DA NAMAZA GİDELİM.” BUYURDU. ABDEST ALDIM BERÂBERCE MESCİDE GİTTİK. NAMAZ VAKTİNİN GİRMESİNİ BEKLEMEK ÜZERE MESCİDİN ÖNÜNDE DURDUK. BU SIRADA BAŞIMI KALDIRIP SEMÂYA BAKTIM. SEMÂDA, ALLAHÜ TEÂLÂNIN İSM-İ ŞERÎFİNİ GÂYET PARLAK VE BÜYÜK BİR ŞEKİLDE YAZILMIŞ GÖRDÜM. KENDİMDEN GEÇİP ALLAH, ALLAH, DİYE ZİKRETMEYE BAŞLADIM VE BU HAL ÜZERE UYKUDAN UYANDIM.

SABAHLEYİN HEMEN HÜSEYİN VÂİZ HAZRETLERİNİN HUZÛRUNA KOŞTUM. GÖRDÜĞÜM RÜYÂYI ANLATTIM. BUNUN ÜZERİNE ABDESTLİ OLARAK KARŞISINA OTURTUP BENİ BÎAT ETTİRDİ. TASAVVUFTA YETİŞTİRMEK ÜZERE TALEBELİĞE KABÛL ETTİ. BANA GÜNDE ON BEŞ BİN DEFA SÖYLEMEM İÇİN VERDİĞİ ZİKİR VAZÎFESİNİ YAPMAYA BAŞLADIM. BİR MÜDDET TESİRİNİ GÖREMEDİM. BENİ TEKRAR HUZÛRUNA ALIP İKİNCİ DEFÂ BENİMLE İLGİLENDİ. KALBİMİN AÇILMASI İÇİN TEVECCÜH ETTİ. FAKAT YİNE BİR TESİRİ GÖRÜLMEDİ. BUNUN ÜZERİNE BENİM YÜZÜME BAKARAK BİR (ÂH) ÇEKTİ. BU SIRADA NEFESİ YÜZÜME DOKUNUP AĞZIMA VE BURNUMA DOLDU. BEN DE NEFESİNİ İÇİME ÇEKİP, KALBİM AÇILMADIKÇA BU NEFESİ SALMAYACAĞIM DİYE DÜŞÜNEREK NEFESİMİ TUTTUM. ÖLSEM BİLE SALMIYACAĞIM DİYE NİYET ETTİM VE SALMADIM. BU HALDE İKEN BİRDENBİRE KALBİM MÂNEN AÇILIP GENİŞLEYİVERDİ. BAMBAŞKA BİR HÂLE GİRDİM. TASAVVUFTA TARÎKAT-I ALİYYE-İ NAKŞİBENDİYYE HALLERİNE KAVUŞUP, TATTIM.

FEYZULLAH EFENDİ, HÜSEYİN VÂİZ HAZRETLERİYLE TANIŞIP ONDAN FEYZ ALDIKTAN SONRA VAZÎFELİ OLARAK BİR MÜDDET ÇEŞİTLİ MEMLEKETLERE GİTTİ. VAZÎFESİ İCÂBI HANIMI VE ÇOCUKLARIYLA BİRLİKTE DENİZ YOLUYLA İSKENDERİYYE’YE GİDERKEN HANIMI HASTALANDI.

YOLCULUKLARI SIRASINDA ŞİDDETLİ BİR RÜZGÂR ESİYOR VE YAĞMUR YAĞIYORDU. BU HAVA ŞARTLARINDA ÇOK TEHLİKELİ VE SIKINTILI BİR HÂLE DÜŞTÜLER. ŞÖYLE ANLATIR: “ŞİMŞEKLER, YAĞMUR VE ŞİDDETLİ RÜZGÂRDAN ATEŞ VE KANDİL YAKMAK İMKÂNSIZ İDİ. KAPTAN VE TAYFALAR HAYATLARINDAN ÜMİT KESMİŞLERDİ. O GÜN O ÜRPERTİCİ VE DEHŞETLİ HAVADA, HASTA HANIMIMIN BAŞINDA ÜMİTSİZ DURUYOR VE ÜZGÜN ÜZGÜN ETRÂFIMA BAKINIYORDUM. BU SIRADA PEYGAMBER EFENDİMİZİN RÛHÂNİYETİ GÖRÜNDÜ; “BU KIZIM FÂTIMÂ’YI SİZE EMÂNET ETTİM, GÜZELCE HİZMETİNDE BULUNUN.” BUYURDU. HANIMIM İYİLEŞMEYE BAŞLAYIP KISA ZAMANDA TAM SIHHATİNE KAVUŞTU.”

FEYZULLAH EFENDİ, DAHA ÖNCE GÖRÜŞÜP FEYZ ALDIĞI HOCASI HÜSEYİN VÂİZ HAZRETLERİ VEFÂT EDİNCE, BAŞKA BİR REHBER ARIYORDU. ŞÖYLE ANLATIR: “MÜRŞİDİMİN VEFÂTIYLA MUHTAÇ OLDUĞUM BİR REHBER BULUNCAYA KADAR DÜNYÂNIN HER TARAFINI DOLAŞMAK EN BÜYÜK ARZUMDU. BU ŞEKİLDE BAŞIBOŞ KALIŞIM BENİ KAHREDİYORDU VE YERİMDE DURAMIYORDUM. ANCAK (İŞLER VAKİTLERİNE BIRAKILIR, ZAMAN GELİNCE OLUR) BUYRULDUĞU GİBİ BİR MÜDDET SABIRLA BEKLEDİM. BU HAL ÜZERE BİR AY GEÇTİ. (DAHA SONRA VERİLEN BİR VAZÎFEDE DOKUZ AY DAHA ÇALIŞTIM.) HAKÎKÎ MAKSADIMA KAVUŞUNCAYA KADAR GEZİP DOLAŞACAKTIM. İSKENDERİYE’DEN ANADOLU’YA GİDEN BİR GEMİYE BİNİP YOLA ÇIKTIM. YOLDA BİR İNGİLİZ KORSAN GEMİSİ BİZİ ESİR ALDI. BİRKAÇ GÜN SONRA DA SERBEST BIRAKTI. BUNDAN SONRA DENİZDE FIRTINA ÇIKTI. ALAİYE İSKELESİNE GÜÇLÜKLE GELDİK VE ON BEŞ GÜN KALDIK. BU SIRADA O MEMLEKETİN İNSANLARINDAN BÂZILARIYLA GÖRÜŞÜP KONUŞTUK. BU KONUŞMALARIMIZ SIRASINDA KONYA’DA BÜYÜK BİR ÂLİM VE MEŞHÛR BİR VELÎ OLAN MUHAMMED KUDSÎ EFENDİDEN BAHSETTİLER. ONUN BÜYÜKLÜĞÜNÜ VE ÜSTÜNLÜĞÜNÜ ANLATTILAR. O ZÂTA KARŞI KALBİMDE BİR MUHABBET VE MEYL HÂSIL OLDU. DERHAL ÂİLEMİN BULUNDUĞU YERE GİDİP ONLARA; “BEN ARADIĞIMI BULDUM! HAZIRLANIN YARIN KONYA’YA GİDECEĞİZ.” DEDİM. ONLAR HAZIRLIKLARINI YAPTILAR VE ERTESİ GÜN YOLA ÇIKTIK. MEĞER MUHAMMED KUDSÎ HAZRETLERİ KONYA’DA DEĞİL, BOZKIR’IN HOCA KÖYÜNDE İMİŞ. YOLA ÇIKIŞIMIZIN DÖRDÜNCÜ YÂNİ CUMÂ GÜNÜ O KÖYE ULAŞTIK. KÖYE YAKLAŞINCA, KÖYÜN YAKININDA AKAN BİR ÇAYDAN GEÇERKEN AYAKKABIMIN TEKİ SUYA DÜŞTÜ. BULMAK MÜMKÜN OLMADI. ATIMDAN İNDİM, ÜZERİMDE KIYMETLİ ELBİSE, BİR AYAĞIMDA AYAKKABI VE BİR AYAĞIMDA DA MEST OLDUĞU HALDE YÜRÜYORDUM. ARKAMDAN DA HANIMIM, ÇOCUKLARIM VE HİZMETÇİLERİM GELİYORDU. EŞYÂLARIMIZLA YÜKLÜ BİR HALDE PAZAR YERİNDEN GEÇERKEN BİZE BAKIP BİRBİRLERİNE; “ACABA NEREYE GİDİYORLAR?” DİYORLARDI. HAVA SOĞUK VE KAR YAĞMIŞTI. ÖNCE BİR EVDE MİSÂFİR OLDUK. SONRA HEMEN BİR EV KİRÂLAYIP YERLEŞTİK.

HEMEN O GÜN MUHAMMED KUDSÎ HAZRETLERİNİN HUZÛRUNA GİTTİM. MÜBÂREK YÜZÜNÜ GÖRÜNCE, BEN DE TAM BİR AŞK VE MUHABBET HÂSIL OLDU. İÇİMDEN BU BÜYÜK ZÂT BENİ TALEBELİĞE KABÛL ETSE DİYE GEÇERKEN, BANA; “SOYUN DA GEL!” BUYURDU. DÜNYÂLIK NÂMINA NEYİM VARSA HER ŞEYİMİ BIRAKMAMI İŞÂRET ETTİĞİNİ FARKETTİM. HEMEN KİRÂLADIĞIM EVE GİDİP BÜTÜN ÂİLE EFRÂDIMI YANIMA ÇAĞIRDIM. BÜTÜN ALTIN KIYMETLİ MÜCEVHERÂT VE SİLAH SANDIKLARINI AÇIP BUNLARI TAKSİM EDİP DAĞITTIM. SONRA DA HİZMETÇİLERİMİN TAMÂMINI SERBEST BIRAKTIM. ONLARA; “EY EVLADLARIM! KÜÇÜKLÜĞÜMDEN BERİ CÂN U GÖNÜLDEN ARADIĞIM MÜRŞİD-İ KÂMİLİ VE MÜREBBİ-İ MÜKEMMİLİ ALLAHÜ TEÂLÂYA HAMDOLSUN Kİ BUGÜN BULDUM. YIKAYICININ ELİNDEKİ ÖLÜ GİBİ ONA TESLİM VE TÂBİ OLDUM. “BANA SOYUN DA GEL!” BUYURDU. ARTIK BENİM DÜNYÂ İLE İŞİM KALMADI. SİZ BENİ ÖLDÜ KABÛL EDİNİZ! İŞTE SİZİ ALLAH İÇİN SERBEST VE HÜR BIRAKIYORUM. SERBESTSİNİZ.” DEDİM. SONRA OĞULLARIM TÂHİR VE SÂDIK’A VE HANIMIMA DÖNEREK; “İŞTE YAPTIĞIMIZ MUÂMELEYİ GÖRDÜNÜZ VE ANLADINIZ. İSTERSENİZ SİZİ BURADAN VİDİN’E GÖNDEREYİM. ORADA OTURUNUZ. NASÎBİMİZDE VAR İSE BİR GÜN YİNE KAVUŞURUZ. EĞER BURADA KALMAYI İSTERSENİZ SABIR VE TAHAMMÜL GÖSTERMENİZ ÎCÂB EDER. HOCAM NE ZAMAN İZİN VERİRSE O ZAMAN GELİP SİZİNLE GÖRÜŞÜRÜM.” DEDİM. HANIMIM VE OĞULLARIM TAM BİR TESLÎMİYETLE; “SAÇININ BİR TELİNE BİN CAN VE BAŞ FEDÂ OLSUN.” DİYEREK ORADA KALMAYI İSTEDİLER. FEYZULLAH EFENDİ ONLARIN BU SAMÎMİ TESLÎMİYETİ ÜZERİNE ONLARI KİRÂLADIĞI EVDE BIRAKIP MUHAMMED KUDSÎ HAZRETLERİNİN HUZÛRUNA GİTTİ. HOCASI ONU HEMEN HALVETE SOKTU. KIRK GÜN BİR YERDE YALNIZ İBÂDET VE TÂATLA MEŞGÛL OLDU. DAHA BU VAZÎFEYE BAŞLADIĞI SIRALARDA İDİ. BİR GÜN BİR ÂH ÇEKTİĞİNDE YANINDA BULUNAN ARKADAŞLARININ SÜRATLE YANINDAN KAÇIŞTIKLARINI GÖRÜP NİÇİN KAÇTIKLARINI SORDU. ONLAR: “SEN ÂH ÇEKTİĞİN ZAMAN AĞZINDAN ATEŞ ÇIKIYORDU. BİZ BU ATEŞTEN KORKUP KAÇTIK.” DEDİLER.

KENDİSİ ŞÖYLE ANLATIR: “BİR SABAH VAKTİ MUHAMMED KUDSÎ HAZRETLERİNİN SOHBET MECLİSİNDE EN ÖN SAFTAN BİR ADIM İLERİ OTURMUŞTUM. İÇERİ TEŞRİF ETTİKLERİNDE SAFLARIN DÜZELTİLMESİ İLE VAZÎFELİ OLAN CELÂL EFENDİ İLE BİRLİKTE YANIMA GELİP KALABALIK BİR CEMÂAT ÖNÜNDE KOLUMDAN TUTARAK BENİ EN ARKA SAFA GEÇİRDİ. BUNUN BİR HİKMETİNİN VE NEFSİMİN KUSURU SEBEBİYLE OLDUĞUNU DÜŞÜNEREK DIŞARI ATILMADIĞIMA ŞÜKRETTİM.”

FEYZULLAH EFENDİ, MUHAMMED KUDSÎ HAZRETLERİNİN YANINDA YEDİ AY MÜDDETLE TASAVVUFTA ÇOK SIKI BİR ŞEKİLDE ÇALIŞTI. MEŞAKKATLİ RİYÂZETLER ÇEKTİ. YEDİ AY SONRA ONA TASAVVUFTA İCÂZET VE HİLÂFET VERDİ. KENDİSİ ŞÖYLE ANLATMIŞTIR: “H.1257 SENESİ REBÎ’ÜLEVVEL AYININ BAŞINDA BİR CUMÂ GÜNÜ, CUMÂ NAMAZINDAN SONRA MUHAMMED KUDSÎ HAZRETLERİ CÂMİDEN ÇIKTIĞI SIRADA PAZAR HALKI BÜYÜK BİR KALABALIK HÂLİNDE SAF SAF DİZİLMİŞ BEKLER BİR HALDE İDİ. HOCAM HALKA SELÂM VERDİKTEN SONRA ELLERİNİ AÇIP ONLARA DUÂ ETTİ. BÜYÜK KALABALIK DA; “ÂMÎN!” DEDİ. BU DUÂDAN SONRA BENİ MEDRESENİN BİR ODASINA GÖTÜRÜP, DAHA ÖNCEDEN BENİM İÇİN YAZDIĞI İCÂZETNÂMEYİ ÇIKARIP AÇTI VE OKUDU. SONRA BANA VERDİ VE BENİ İRŞÂD VAZÎFESİ YAPMAKLA VAZÎFELENDİRDİ. HEMEN O GÜN MALATYA’YA GİTMEMİ EMRETTİ. HAZIRLANIP VEDÂLAŞARAK YOLA ÇIKTIM. KIRK BEŞ GÜNDE MALATYA’YA ULAŞTIM. BURADA İNSANLARI TERBİYE ETMEK VE TALEBE YETİŞTİRMEKLE MEŞGUL OLDUM.

1842 (H.1258) SENESİNDE HACCA GİTMEK ÜZERE YOLA ÇIKTIM. ŞAM’A KADAR ATLA, MAAN’A KADAR MERKEBLE, MAAN’DAN ON SEKİZ SAAT YÜRÜYEREK YOL ALDIKTAN SONRA BİR NARGİLECİ KATIRI KİRALADIM. KENDİMDEN GEÇMİŞ BİR HALDE AŞK VE ŞEVK İÇİNDE MEDÎNE-İ MÜNEVVEREYE ULAŞTIM. ÜÇ GÜN MEDÎNE’DE KALIP RESÛLULLAH EFENDİMİZİN TÜRBESİNİ ZİYÂRET ETTİM. SONRA BİR DEVE KİRALAYIP MEKKE-İ MÜKERREMEYE GİTTİM. ARAFAT’TAKİ CEBEL-İ RAHMEYE YÜRÜYEREK ÇIKIP İNDİM. HAC FARÎZASINI YERİNE GETİRDİKTEN SONRACİDDE’DEN BİR GEMİYE BİNEREK KISA YOLDAN DÖNERKENAKABE-İ RESİ MUHAMMED DENİLEN KÖRFEZ ÖNÜNDEN BERR-ÜL-ACEM DENİLEN TARAFA YÖNELDİĞİMİZ SIRADA ŞİDDETLİ BİR RÜZGÂR ÇIKTI. GEMİMİZİN DİREĞİ KIRILDI. DALGALARIN ŞİDDETLE ÇARPMASIYLA GEMİ SU İLE DOLDU. HERKES GEMİNİN BATMAK ÜZERE OLDUĞUNU GÖREREK FERYÂDA BAŞLADI. BEN ALLAHÜ TEÂLÂYA TEVEKKÜL EDEREK SESSİZ BİR HALDE DURUYORDUM. BU SIRADA GEMİDEKİ HACILAR BENİM SÂKİN HÂLİME BAKIP YANIMA TOPLANDILAR. “BU DEHŞET VERİCİ HALDEN KURTULMAMIZ İÇİN BİLDİĞİNİZ DUÂLARI OKUMANIZI İSTİRHAM EDİYORUZ.” DEDİLER. BUNUN ÜZERİNE BEHÂEDDÎN NAKŞİBEND BUHÂRÎ HAZRETLERİNİ HATIRLAYARAK; “YÂ ŞÂH-I NAKŞİBEND YETİŞ, YARDIM ET, BİZİ ALLAHÜ TEÂLÂNIN İZNİ İLE KURTAR!” DİYE NİDÂ ETTİM. BU SIRADA BEHÂEDDÎN BUHÂRÎ HAZRETLERİ ALLAHÜ TEÂLÂNIN İZNİ İLE GEMİNİN GERİSİNDE DENİZ ÜZERİNDE GÖZÜKTÜ. BATMAK ÜZERE OLAN GEMİMİZİ TUTUP DOĞRULTARAK YOLUNA KOYDU. HİMMET VE YARDIMLARIYLA GEMİMİZ TEHLİKEYİ ATLATTI. BÜTÜN YOLCULAR SEVİNÇLE GEMİDEN KARAYA İNDİLER. BU İŞİN FARKINDA OLANLAR YANIMA TOPLANIP BİZİM KURTULUŞUMUZA VESÎLE OLDUNUZ DİYE TEŞEKKÜR ETTİLER.

KASÎR’DEN KANA VE SAÎD YOLUYLA MISIR’A İSKENDERİYYE’YE VE BİR YELKENLİ GEMİYLE BEYRUT’A VARDIĞIMIZDA YOLCULARI KARANTİNAYA ALDILAR. BENİ YOL ARKADAŞLARIMDAN AYIRIP; “SENDE ALTIN VARDIR.” DİYEREK İNSANLAR ARASINDA ÜZERİMİ ARADILAR. BENDE ALTIN OLMADIĞINI GÖRDÜKLERİNDE, KARANTİNA İŞLERİNE BAKAN KİMSE UYGUNSUZ SÖZLER SÖYLEYEREK HAKÂRET ETTİ. SONRA DA; “ALIN BUNU, HAPİSTEKİ FRENK GAVURUNUN ODASINA KOYUN.” DEDİ. BENİ BİR FRENKİN HAPSEDİLMİŞ OLDUĞU ODAYA GÖTÜRÜP, YANINA KOYDULAR. HAPSEDİLDİĞİM ODADA BEN NAMAZ KILIYORDUM. FRENK İSE KENDİ ÂLEMİNDE İDİ. KÜFÜR VE HEZEYÂN DOLU SÖZLER SÖYLERDİ. TAM ON BEŞ GÜN ORADA HAPSEDİLDİM. MÜDDET DOLUNCA, ÇIKARDILAR. ORADAN ŞAM’A GİTTİM. ŞAM’DA MEVLÂNÂ HÂLİD-İ BAĞDÂDÎ HAZRETLERİNİN KABR-İ ŞERÎFİNİ ZİYÂRET ETTİM. ZİYÂRETİMİ YAPIP BEYRUT’A DÖNDÜM. BEYRUT’TAN BİR GEMİ İLE TRABLUS VE LAZKİYE’YE, SONRA ANTAKYA’YA, ORADAN DA KİLİS’E VE ANTEB’E GEÇTİM. ANTEB’DE İLK MÜRŞİDİM HÜSEYİN VÂİZ HAZRETLERİNİN KABRİNİ ZİYÂRET ETTİM. SONRA MALATYA’YA GELDİM. ALTI AY KADAR MALATYA’DA KALDIKTAN SONRA, HİCAZ’DAN ALDIĞIM BÂZI HEDİYELER İLE HOCAM MUHAMMED KUDSÎ HAZRETLERİNİ ZİYÂRET İÇİN YOLA ÇIKTIM. SİVAS’A VARINCA ATIMIN AYAĞI SAKATLANDI. ZİLE’YE KADAR YAYA YÜRÜDÜM. ORADAN BAŞKA BİR HAYVAN BULUP, YOZGAT ÜZERİNDEN YOLUMA DEVÂM ETTİM. KONYA-BOZKIR’A GELİP HOCAMI ZİYÂRET ETTİM. TEKRAR MALATYA’YA DÖNDÜM.

1845 (H.1262) SENESİNDE ÜÇÜNCÜ DEFÂ HUZÛRUNA GİTTİM. DAHA SONRA İZİN ALIP MEMLEKETİM VİDİN’E ZİYÂRETE GİTTİM. ÜÇ AY VİDİN’DE KALDIM. KÂBİLİYETLİ KİMSELERDEN, ÂLİMLERDEN, SÂLİHLERDEN PEKÇOK KİMSENİN TASAVVUFTA YOLUMUZA GİRMESİNE VESÎLE OLDUM. DAHA SONRA VİDİN’DEN AYRILIP İSTANBUL ÜZERİNDEN MALATYA’YA DÖNDÜM. MALATYA AHÂLİSİ BİZE ÇOK YAKIN ALÂKA VE MUHABBET GÖSTERDİ. FAKAT EYÂLETİN MERKEZİ OLAN HARPUT AHÂLİSİ TASAVVUF EHLİNİ SEVMİYOR, KENDİLERİNİ İRŞÂD İÇİN GİDEN DERVİŞLERİ KOVUYORLARDI. ORAYA DA HİZMET ETMEK İÇİN GİTTİM. HARPUT’TA HALKA ÖN AYAK OLUP TASAVVUF EHLİNE DÜŞMANLIK ETTİREN MÜFTÎ, BENİM HARPUT’A VARDIĞIM GÜN ÖLMÜŞTÜ. YİNE HALKI KIŞKIRTANLARDAN İLERİ GELEN BİRİ DE BİR SEBEPLE BAŞKA YERE SÜRGÜN EDİLMİŞTİ. BİR HAFTA KADAR HARPUT’TA KALDIM HALK ALÂKA GÖSTERDİ. ONLARA REHBERLİK ETMESİ İÇİN BİRİNİ YERİME VEKİL BIRAKTIM. BİR MÜDDET SONRA İKİNCİ DEFÂ HARPUT’A GİTTİM. BU GİDİŞİMDE HALK BÜYÜK ALÂKA GÖSTERİP, PEKÇOK KİMSE TASAVVUFTA BİZİM YOLUMUZA GİRDİ. BUNUN ÜZERİNE ORADA YERİME BİR HALÎFE BIRAKTIM. BÖYLECE YOLUMUZ O HAVÂLİDE HER TARAFA YAYILDI.”

FEYZULLAH EFENDİ, 1847 (H.1264) SENESİNDE İSTANBUL’A GİDİP İNSANLARI İRŞÂD, DOĞRU YOLU GÖSTERME İLE MEŞGÛL OLDU. HOCASI MUHAMMED KUDSÎ EFENDİ ONA DAHA ÖNCEDEN; “İSTANBUL’UN BİR KÖŞESİNDE YERLEŞİP, NİCE ZAMAN TANINMAZSIN. YALNIZLIK ÂLEMİNDE GİZLİ KALIRSIN!” BUYURMUŞTU. İŞÂRET EDİLDİĞİ GİBİ İSTANBUL’DA SEKİZ SENE TALEBELERİ VE ÇOCUKLARIYLA KENDİ HALLERİ ÜZERE BİR EVDE KALDILAR. SESSİZ SEDÂSIZ İNSANLARI İRŞÂD İLE MEŞGÛL OLDU. DAHA SONRA İSMİ DUYULUP TANINDI. SOHBETLERİ ÇOK KIYMETLİ İDİ. UZUNCA BOYLU, BUĞDAY BENİZLİ, GÜLER YÜZLÜ, YUMUŞAK SÖZLÜ, KALBİ FEYZ SAÇAN BÜYÜK BİR VELÎ VE REHBERDİ. ETRÂFINA İLİM VE FEYZ SAÇMAYA BAŞLADI. ÂLİMLER, TASAVVUF EHLİ ZÂTLAR, DEVLETİN İLERİ GELENLERİ VE HALK BÜYÜK KALABALIKLAR HÂLİNDE SOHBETLERİNDE TOPLANDI. BÖYLECE PEKÇOK KİMSE ONUN REHBERLİĞİ İLE SAÂDETE KAVUŞTU. TALEBELERİ GÂYET İYİ YETİŞİP ÂLİM, SÂLİH VE FAZÎLET SÂHİBİ OLDULAR.

BİR ZAMANLAR KONYA VÂLİSİ OLAN ALİ KEMÂL PAŞA ŞÖYLE ANLATIR: “İSTANBUL’DA BULUNAN BÂZI FİTNE VE FESÂD ZÜMRELERİ, FEYZULLAH EFENDİNİN HİZMETLERİNE, İLİM VE EVLİYÂLIK YOLUNDA ÇOK TALEBE YETİŞTİRMESİNE TAHAMMÜL EDEMEDİLER. O ZAMAN BEN MİDİLLİ’DE VÂLİ İDİM. TEVKİF EDİLMEK, ZİNDANA ATILMAK GİBİ ŞEYLER ONUN İÇİN UMURUNDA DEĞİLDİ VE HİZMETİNE DEVÂM EDİYORDU. CİN TÂİFESİNDEN ALTI BİN KİŞİYİ İRŞAD EDİP YETİŞTİRDİĞİNİ BİLİYORUM.”

KERÂMETLERİ ÇOKTUR. BUNLARDAN BİRİ, RESÛLULLAH EFENDİMİZİN ONUN İÇİN; “DOSTUM HACI FEYZULLAH EFENDİ.” BUYURMASIDIR. ŞÖYLE Kİ: SÂLİHLERDEN MUSTAFA EFENDİ İSMİNDE BİR ZÂTA RÜYÂSINDA, RESÛLULLAH EFENDİMİZ; “SEN İSTANBUL’DA DOSTUM HACI FEYZULLAH EFENDİYE GİT.” BUYURMUŞTUR. O DA GELEREK FEYZULLAH EFENDİNİN SOHBETLERİNE KATILMIŞ VE ÇOK İSTİFÂDE ETMİŞTİR.

1) ŞEMS-ÜŞ-ŞÜMÛS; S.116
2) MENÂKIB-I FEYZULLAH EFENDİ, ÜNİVERSİTE KÜTÜPHÂNESİ, İBN-İ EMÎN KISMI, T.Y., NO: 2760

Gönderen: varanhakan | Mayıs 15, 2011

Türbeleri


Şunu daha büyük bir haritada görüntüle:
Feyzullah Efendi Hazretleri Türbesi

Kategoriler

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: